EDAT
Tek başına anlamı olmayan, sonuna geldiği sözle cümledeki diğer kelimeler arasında ilişki kuran kelime türü, ilgeç: Ev gibi huzur köşesi olmaz. Çocuk sabaha karşı uyudu
EDİ
Birbiriyle iyi anlaşan iki yaşlının baş başa kalışını anlatan Edi ile Büdü, Şakire Dudu deyiminde geçen bir söz
EDİMSEL
Edim niteliğinde olan, gerçek olarak var olan, fiilî, aktüel, gizli ve tasarımlı karşıtı
EDİNMEK
Kendini bir şeye sahip kılmak, kendine sağlamak, elde etmek, iktisap etmek
EE
Türk alfabesinin altıncı sırasında yer alan ve E adı verilen bu harf, ses bilimi bakımından ince ünlülerin düz ve geniş olanını gösterir
EFEKT
Radyo ve televizyon yayınlarında, tiyatro oyunlarında veya film seslendirmelerinde, hareketleri izlemesi gereken seslerin doğal kaynakların dışında, optik, mekanik, kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmesi
EFENDİM
Bir sesleniş karşısında `buradayım` anlamında kullanılan bir söz
EGALE
`Bir rekoru yinelemek` anlamındaki egale etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
EH
`Olur, peki veya fena değil` anlamlarında kullanılan bir söz
EKGÖREV
Bir görevlinin asıl işiyle birlikte veya asıl işi dışında yürüttüğü ikinci görev
EKGÜN
Bankacılıkta borç senetlerinin, bankalara ödenmesi için vade tarihinden başlayarak tanınan iki gün, opsiyon
EKKÖK
Sapın yanlarından çıkan ince kök
EKLENTİ
Bir şeye eklenmiş olan, ek durumunda bulunan parça
EKMEKSİ
Ekmeği andıran, ekmeğe benzeyen, ekmek gibi, ekmeğimsi
EKOL
Bir bilim ve sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem veya akım, okul
EKOLOJİ
Canlıların hem kendi aralarındaki hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı
EKOYLUM
Camilerde yarım kubbelerin iki veya üç yanında küçük yarım kubbelerle yapılan oylum eklemleri
EKSPOZE
`Sergilemek, gözler önüne sürmek` anlamındaki ekspoze etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
EKSİKLİ
Kendisine bir şey gerekli olan, muhtaç
EKSİLEN
Çıkarma işleminde kendisinden çıkarma yapılan sayı
EKUVVET
herhangi bir şeye ağırlık verildiğinde kullanılan bir söz
EKİN
Tahılın tarlaya atıldığı andan harman oluncaya kadar aldığı durum
EKŞİMSİ
Tadı ekşiyi andıran, ekşimtırak
ELALMAK
tarikatlarda bir mürit, mürşidinden, başkalarına yol gösterme iznini almak
ELAN
Şimdi, şu anda, hâlâ, henüz, daha
ELAYASI
Elin, bilekle parmaklar arasındaki iç bölümü
ELBENDE
`tekrarlanan oyunda başlama sırası veya hakkı bende` anlamında kullanılan bir söz
ELEBAŞI
Kötü, olumsuz iş veya hareketlerde önder olan kimse, sergerde
ELEK
Taneli veya un gibi toz durumunda olan şeyleri yabancı maddelerden ayıklamak veya incesini kabasından ayırmak için kullanılan, tahta bir kasnak ve tek tarafa gerilmiş, gözenekli tel, kıl, bez vb.nden oluşan araç
ELEKLİK
Keçi kılından veya at yelesinden yapılmış iplikle dokunan ve sanayide bazı sıvıları süzmekte kullanılan özel dokuma türü
ELFRENİ
Duran bir taşıtı, bulunduğu yerde sabitleştirmek veya hareket imkânını engellemek için kullanılan ve elle yönetilen fren
ELLİBİR
Eldeki dizili kâğıtların sayısal toplamı elli bir olduğunda açılmasına ve geri kalan kâğıtların elden çıkarılmasına dayalı bir tür iskambil oyunu
ELLİLİK
İçinde elli tane bulunan
ELMAMSI
Elmayı andıran, elmaya benzeyen, elma gibi
ELMAS
Yerin derinliklerinde bulunan, billurlaşmış arı karbon
ELÇEK
Gelinin elinin içine kına yakılmasından sonra giydiği, kumaştan yapılmış bir eldiven türü
ELİMİNE
`Elemek` anlamındaki elimine etmek, `elenmek` anlamındaki elimine olmak (veya edilmek) birleşik fiillerinde geçen bir söz
ELİNDEN
yüzünden, -den dolayı
ELİPTİK
Elips ile ilgili, elips biçiminde olan
EMAY
Bazı maddeleri korumak, belirli bir parlaklık kazandırmak veya boyamak için kullanılan, saydam veya donuk cama benzeyen cila
EMLİK
Emme döneminde olan çocuk
EMİ
`olur mu!` anlamında kullanılan bir tembih veya istek sözü
EMİRERİ
Teğmen ve yukarısı üst düzey subayların hizmetinde bulunan er, hizmet eri, emirber
EN
Bir yüzeyde boy sayılan iki kenar arasındaki uzaklık, genişlik, boy, uzunluk karşıtı
ENDAM
Vücut, beden, boy bos
ENDAMLI
Boylu, boyu bosu yerinde
ENDEMİK
Sadece bir bölgede yetişen veya yaşayan (bitki, hayvan)
ENDER
Çok az, çok seyrek
ENDERUN
Saraylarda harem ve hazine dairelerinin bulunduğu yer
ENGEL
Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap, ket