ÖBÜRÜ
Öteki, öbür kişi veya şey, diğeri, öbürkü
ÖCÜ
Küçük çocukları korkutmak için uydurulmuş hayalî yaratık, umacı
ÖD
Safra (II)
ÖDEM
Dokularda, hücreler arası boşluklarda aşırı miktarda sıvı birikmesi.
ÖDEMELİ
Değeri ödendikten sonra alıcıya verilecek olan
ÖDENMEK
Ödeme işine konu olmak
ÖDETMEK
Ödeme işini yaptırmak
ÖDEVCİL
Ödevine bağlı olan, ödevlerini yerine getirmeyi seven, vazifeşinas
ÖDEŞMEK
Birbirine olan borçları ödeyip alacak verecek bırakmamak
ÖDÜNÇ
İleride geri verilmek veya alınmak şartıyla alınan veya verilen (şey)
ÖF
Usanç, bezginlik, tiksinti vb. duygular anlatan bir söz
ÖFKESİZ
Öfkelenmeyen
ÖGE
Bir bütünü oluşturan, bütünden ayrıştırıldığında da kendi başına anlam taşıyan parça, unsur
ÖHÖ
Bir kimsenin kendi varlığını belli etmek, söylenen bir şey üzerine dikkat çekmek, birine takılmak vb. amaçlarla öksürür gibi yaparak çıkardığı ses
ÖKE
Deha sahibi kimse, dâhi
ÖKSEMEK
Özlemek, göreceği gelmek, istemek
ÖKSEOTU
Ökse otugillerden, elma, armut, ıhlamur, kiraz, erik vb. ağaçların dalları üzerinde asalak olarak yaşayan, üzüme benzer yemiş veren, saplarından ökse çıkarılan bitki, burç (II) (Viscum album)
ÖKSÜRME
Öksürmek işi
ÖKSÜZ
Anası veya hem anası hem babası ölmüş olan (çocuk)
ÖKÜZLÜK
Budalalık, sersemlik
ÖLESİYE
Ölümü göze alacak kadar, ölürcesine
ÖLÇEK
Birim kabul edilen herhangi bir şeyin alabildiği kadar ölçü
ÖLÇER
Ateşi karıştıracak demir kol
ÖLÇME
Ölçmek işi
ÖLÇÜLEN
Bir ölçme işlemine imkân sağlayan fiziksel büyüklük
ÖLÇÜLÜK
Ölçü olma durumu
ÖLÇÜNME
Ölçünmek durumu
ÖLÜ
Hayatı sona ermiş, artık yaşamıyor olan, meyyit, morto, diri karşıtı
ÖLÜMLÜK
Bazı kimselerin, öldüklerinde cenazelerinin kaldırılmasına harcanmak için ayırdıkları para
ÖLÜMÜNE
Her türlü olumsuzluğu var gücüyle göze alarak
ÖLÜRENK
Parlaklığı olmayan, donuk renk
ÖLÜSAAT
Herhangi bir faaliyet veya iş yapılamayan zaman, ölü zaman
ÖLÜSALI
Tabut
ÖMRÜNCE
Ömrü boyunca, yaşadığı süre içinde
ÖMÜRSÜN
beklenilmeyen iyi davranışlar karşısında kullanılan bir söz
ÖN
Bir şeyin esas tutulan yüzü, arka karşıtı
ÖNAVURT
Avurdun ön bölümü
ÖNBİLGİ
Herhangi bir konuda derinlemesine bir araştırma yapmadan sağlanan birtakım bilgi
ÖNCELİK
Bir şeyin öbüründen önce olması durumu, takaddüm
ÖNDAMAK
Damağın ön bölümü
ÖNDER
Gücü, ünü ve toplumsal yeri dolayısıyla, belli zaman ve durumlar içinde, ilişkili bulunduğu küme veya toplumun tutum, davranış ve etkinliklerini değiştirip yönetme yeteneğini gösteren kimse, lider, şef, alemdar
ÖNDOĞRU
Bir bilimin kuruluşunda temel görevi görmekle birlikte belikten daha az olma ve tanımlanmayan ilkel gerçek, konut (II), koyut, postulat
ÖNELEME
Yarışmalara veya sınavlara katılacak esas kişileri belirlemek için yapılan eleme
ÖNEMSİZ
Önemi olmayan, ehemmiyetsiz
ÖNERMEK
Tavsiye etmek
ÖNERİ
Bir sorunu çözmek üzere öne sürülen görüş, düşünce, teklif
ÖNEZE
Avcıların av beklemek için taş yığınlarından yaptıkları pusu, evsin
ÖNHEKİM
Staj yapmak üzere hastanelerde çalışan tıp fakültelerinin altıncı sınıf öğrencileri
ÖNKOL
Kolun dirsekle bilek arasındaki bölümü
ÖNKOŞUL
Ön şart