EGO
Ben (III)
EGOTİZM
Benlikçilik
EGZOTİK
Yabancıl
EGZOZ
İçten yanmalı motorlarda yanan akaryakıtın gazı
EGZOZCU
Egzozu yapan, satan veya onaran kimse
EH
`Olur, peki veya fena değil` anlamlarında kullanılan bir söz
EHEM
Çok önemli
EHLİDİL
Gönül eri
EHLİYET
Sürücü belgesi
EHRAM
Piramit
EHVEN
Zararı az, en zararsız
EHİL
Bir işte yetkili olan, bir işi yapan, erbap
EJDER
Ejderha
EJDERHA
Türlü biçimlerde tasarlanan korkunç bir masal canavarı, ejder, dragon
EJEKTÖR
Fışkırtıcı
EK
Bir şeyin eksiğini tamamlamak için ona katılan parça
EKBÜTÇE
Yıllık bütçeye sonradan eklenen bütçe
EKE
Büyük, yetişkin, yaşlı, kart
EKEYLEM
Ek fiil
EKGÖREV
Bir görevlinin asıl işiyle birlikte veya asıl işi dışında yürüttüğü ikinci görev
EKGÜN
Bankacılıkta borç senetlerinin, bankalara ödenmesi için vade tarihinden başlayarak tanınan iki gün, opsiyon
EKKÖK
Sapın yanlarından çıkan ince kök
EKLEM
Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer, mafsal
EKLEMEK
Bir şeyi ekle tamamlamak, ulamak, ilave etmek
EKLEMLİ
Eklemi olan
EKLENME
Eklenmek işi
EKLENTİ
Bir şeye eklenmiş olan, ek durumunda bulunan parça
EKLENİŞ
Eklenme işi
EKLER
İçi krema ile doldurulmuş bir pasta türü
EKLESİL
Üniversitelerde öğrencilerin ders seçme veya bırakma işlemi
EKLETME
Ekletmek işi
EKLEYİŞ
Ekleme işi
EKLEŞME
Ekleşmek işi
EKLİ
Eklenmiş olan
EKME
Ekmek işi
EKMEK
Bir bitkiyi üretmek için toprağa tohum atmak veya gömmek
EKMEKSİ
Ekmeği andıran, ekmeğe benzeyen, ekmek gibi, ekmeğimsi
EKMEKÇİ
Ekmek yapan veya satan kimse
EKO
Yankı
EKOL
Bir bilim ve sanat kolunda ayrı nitelik ve özellikleri bulunan yöntem veya akım, okul
EKOLALİ
Yankılı konuşma
EKOLOJİ
Canlıların hem kendi aralarındaki hem de çevreleriyle olan ilişkilerini tek tek veya birlikte inceleyen bilim dalı
EKONOMİ
İnsanların yaşayabilmek için üretme, ürettiklerini bölüşme biçimlerinin ve bu faaliyetlerden doğan ilişkilerin bütünü, iktisat
EKOSE
Çeşitli renk ve büyüklükteki karelerden oluşan (desen veya kumaş)
EKOYLUM
Camilerde yarım kubbelerin iki veya üç yanında küçük yarım kubbelerle yapılan oylum eklemleri
EKRAN
Üzerine bir cismin ışık yoluyla görüntüsü düşürülen, saydam olmayan düz yüzey, görüntülük
EKSENLİ
Ekseni olan
EKSER
Büyük çivi
EKSPOZE
`Sergilemek, gözler önüne sürmek` anlamındaki ekspoze etmek birleşik fiilinde geçen bir söz
EKSPRES
Yalnız belirli duraklarda duran tren, otobüs veya gemi